05.03.2026
Cumhuriyet Halk Partisi Ekonomi Eşgüdüm Konseyi (EEK), ikinci toplantısını 5 Mart 2026 tarihinde gerçekleştirmiştir.
Toplantıda ABD/İsrail-İran savaşının Türkiye ekonomisine etkileri ve bu çerçevede atılması gereken adımlar, Avrupa Birliği’nin “Made in Europe” stratejisi ve partimizin bu alanda yürüttüğü çalışmalar ele alınmıştır.
Savaşın Türkiye ekonomisine etkileri; enerji, dış ticaret, tedarik zincirleri, lojistik, turizm, dahili ticaret ve makroekonomik dengeler çerçevesinde bütüncül olarak değerlendirilmiştir.
Dünyadaki petrol ve doğalgaz ticaretinde önemli bir yer tutan Hürmüz Boğazı’nda yaşanan çatışmalar ve enerji tesislerinin hedef alınması; petrol ve doğalgaz fiyatlarını hızla tırmandırmaktadır. Enerji fiyatlarındaki artışın, yüksek oranda enerji ithalatçısı olan ülkemizde büyüme, cari denge ve enflasyon üzerinde olumsuz etkiler yaratma riski bulunmaktadır.
Bölgemizdeki jeopolitik gerilimlerin tırmandığı ve savaşa ihtimalinin arttığı Şubat ayında 2026 yılının I. Enflasyon Raporu sunumunu gerçekleştiren Merkez Bankası; bu riskleri doğru şekilde değerlendirmemiş ve enerji başta olmak üzere tahmin ve beklentilerinde gerekli düzenlemeleri yapmamıştır. Bu kurumsal öngörü eksikliği, 2026 yılı enflasyon hedefi ve beklentileri açısından olumsuz işaretler ortaya çıkarmıştır. Diğer yandan Merkez Bankası’nın geçmişte siyasi gerekçelerle kullandığı döviz rezervlerine duyulan ihtiyaç, finansal piyasalarda savaş nedeniyle yaşanabilecek olası şoklara karşı bugün bir kez daha görünür hale gelmiştir.
CHP EEK, toplantıda Türkiye’nin enerji politikasında hızla atması gereken adımları ele almıştır.
Enerjide spot piyasalardaki oynaklığın yarattığı kırılganlığın azaltılması gerekmektedir. Türkiye’nin enerji politikasında depolama kapasitesinin artırılması ve uzun vadeli tedarik kontratlarının güçlendirilmesi öncelik haline getirilmelidir. Doğalgaz ve petrol depolama yatırımlarının genişletilmesi kriz dönemlerinde arz kesintilerine karşı stratejik bir tampon oluştururken, uzun vadeli kontratlar ise spot piyasalardaki ani fiyat sıçramalarının enerji maliyetleri ve enflasyon üzerindeki etkisini sınırlayacaktır.
Olası kriz ve şoklara karşı enerji tedariğinde kaynak çeşitliliğiyle beraber coğrafi çeşitliliğin de artırılması gerekmektedir. Körfez bölgesine bağımlılığı azaltmak için Azerbaycan ve Orta Asya boru hatlarının kapasitesi artırılmalı, ABD ve Afrika’dan LNG tedariki genişletilmeli ve depolama altyapısı güçlendirilmelidir.
Türkiye’nin mevcut rafineri altyapısı modernize edilmeli, esnek ham petrol işleme kapasitesi artırılmalı ve bu altyapı petrokimya üretimiyle entegre edilmelidir. Böyle bir yaklaşım Türkiye’nin enerji güvenliğini güçlendirirken aynı zamanda ülkemizi bölgesel bir rafine ürün ticaret merkezi haline getirerek cari açığı azaltıcı ve jeoekonomik konumunu güçlendirici bir rol oynayacaktır.
Ortadoğu’daki jeopolitik gerilimlerin deniz ticaretinde yarattığı riskleri azaltmak için Türkiye eş zamanlı politika araçları geliştirmelidir. Bu kapsamda, savaş riski primlerinin hızla yükseldiği dönemlerde Türk bayraklı gemileri ve ihracat taşımalarını korumak amacıyla Eximbank veya Hazine destekli bir “savaş riski sigorta mekanizması” oluşturulmalıdır. Kritik ticaret hatlarında Türk Deniz Kuvvetleri’nin koordinasyonunda güvenli ticaret koridorları ve gerektiğinde konvoy uygulamaları devreye alınarak Türk gemilerinin güvenliği sağlanmalıdır. Türkiye limanlarının bölgesel aktarma merkezi olarak güçlendirilmesi ve alternatif kara-deniz lojistik hatlarının geliştirilmesi sayesinde kriz dönemlerinde ihracat akışının kesintiye uğraması engellenmelidir.
Savaştan ve yarattığı belirsizliklerden etkilenen KOBİ’lere yönelik kredi garanti mekanizmalarının güçlendirilmesi ve uygun finansman imkanlarının sağlanması büyük önem taşımaktadır. Süreçten olumsuz etkilenen firmalar için KGF teminatlı kredi paketleri ile firmaların işletme sermayeleri güçlendirilmelidir. Özellikle bölgeye ihracat yapan KOBİ’ler için Eximbank finansman imkanları genişletilmelidir. Bölgesel gerilimden doğrudan etkilenen KOBİ’ler için vergi, SGK primleri ve kamu alacaklarında geçici erteleme veya yapılandırma imkânları değerlendirmeye alınmalıdır. Bu kapsamda maliye politikasında kamu harcamaları verimlilik ve öncelik odaklı yapılmalıdır.
Savaşın turizm üzerindeki etkileri senaryo bazlı şekilde ele alınmalı ve alternatif eylem planları hayata geçirilmeli, turizme destek paketleri hazırlanmalıdır. Türkiye'nin güvenli ve güvenilir bir turizm destinasyonu olduğu yönündeki tanıtım çalışmaları artırılmalıdır.
Jeopolitik riskler ve ekonomik belirsizlikler hızla artarken Türkiye’nin Avrupa ile kurduğu ilişkilerin önemi de artmaktadır. Bu kapsamda Türkiye’nin Avrupa Birliği'nin "Made in Europe" stratejisinde etkin bir şekilde yer almasını güvence altına almak amacıyla partimizin 3-4 Mart 2026 tarihlerinde Brüksel’de gerçekleştirdiği görüşmeler, Avrupa Komisyonu toplantısında değerlendirilen tasarı ve olası sektörel etkileri toplantıda ele alınmıştır.
Brüksel’de gerçekleştirilen görüşmelerde Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel tarafından kaleme alınan; AB’nin “Made in Europe” vizyonuna Türkiye’nin dahil edilmesi, AB-Türkiye Gümrük Birliği Anlaşması’nın güncellenmesi ve demokratik değerler etrafında stratejik işbirliğinin artırılması çağrısının yer aldığı mektup, taraflara iletilmiştir.
Toplantıda “Made in Europe” kapsamında gündeme gelen kamu alımları ve kamu ihaleleriyle ilgili düzenlemeler bütüncül bir şekilde ele alınmıştır. “Made in Europe” ve Gümrük Birliği Anlaşması çerçevesinde Türkiye’nin rekabet gücünü zayıflatabilecek aksaklıkların giderilmesine dönük çalışmalar değerlendirilmiştir.
Partimiz; Türkiye’nin “Made in Europe” vizyonunda güçlü bir üretim ve eşit tedarik ortağı olarak yer almasını güvence altına almak, Gümrük Birliği’nin kapsamlı biçimde güncellenmesini sağlamak ve Türkiye’nin Avrupa ile ekonomik entegrasyonunu demokrasi, kalkınma ve refah temelinde derinleştirmek amacıyla çalışmalarını sürdürecektir.